Geriye Dönüş İçin Tıklayınız
   

11 Mayıs 2010 Günay Çerkez: AB’den yardım istemiyoruz; ticaret yapmak istiyoruz

Resmin büyüğü için tıklayınızKıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Günay Çerkez, Kıbrıs Türk halkın Avrupa Birliğinden yardım istemediğini, AB ile ticaret yapmak istediğini söyledi.
Oda Başkanı Çerkez, BRTK TV’de Osman Kurt’un sunduğu programla Kıbrıs Postasında Can Sarvan’ın sunduğu Sabah Postası programında AB ile olan ilişkilere ve KTTO heyetinin Brüksel’de yaptığı çalışmalara değindi
Oda Başkanı Çerkez’in Can Sarvan’la yaptığı söyleşi şöyle:

‘AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile hakkımız olanı verecek’
Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün AB Komisyonu tarafından 2004’te onaya sunulduğu halde Rumların engellemeleriyle şu ana kadar geçirilmediğini hatırlatan Günay Çerkez, tüzüğün geçmesinin izolasyonların kaldırılması anlamına gelmediğini sadece KKTC’den Avrupa’ya gidecek ürünler üzerindeki prosedürü tarif ettiğini, 1994 ABAD kararları neticesinde Avrupa’ya Kuzey Kıbrıs’tan giden ürünler üzerine konan % 16-20 arasında gümrük, harç vb. vergilerin bu ürünlerde çok daha pahalı olunmasına neden olduğunu belirtti. Çerkez 1994’teki ABAD kararlarından önce KKTC’de çok güçlü olan, 15-18 bin kişinin çalıştığı, İngiltere’ye ihracat yapan tekstil sektörünün avantajlarını yitirerek, tekstil şirketlerinin Türkiye ve Doğu Avrupa’ya kaydığını anımsattı.
KTTO Başkanı Çerkez Doğrudan Ticaret Tüzüğü geçmesi ile birlikte KKTC’den Türkiye ve Avrupa’ya daha fazla mal satılacağı için tüzüğün Rum ekonomisinden 10 kat daha küçük olan Kıbrıs Türk ekonomisinin aradaki farkı kapatmasına yardımcı olacağını belirtti. Çerkez Rum siyasilerin Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün geçmesi durumunda bunun çözüme olumsuz olacağı yönünde lobi faaliyetleri yaptığını fakat bunun gerçeği yansıtmadığını, aynı Rumların çözüm olması durumunda Kuzey Kıbrıs ekonomisinin masrafları için para olmadığından yakındıklarını Brüksel’e 4-6 Mayıs arasında yaptıkları son ziyaretlerinde AB yetkililerine anlattıklarını vurguladı.
Güney’in ithalatının 10 milyar Dolar iken KKTC’nin ithalatının ise 1 milyar 200 milyon Dolar olduğunu, Güney’in ihracatının geçen sene 2.4 milyar Dolar iken Kuzey Kıbrıs ihracatının 71 milyon Dolar’da kaldığına dikkati çeken Çerkez, AB yetkililerine sürdürülebilir bir çözümü sağlamak için önceden tedbirleri alarak Kıbrıs Türk ve Rum ekonomileri arasındaki uçurumun kapatılması gereğini aktardıklarını ifade etti. 1960 Anlaşması’nın da iyi niyetle yapıldığını fakat sürdürülebilirliği düşünülmediğinden dolayı 1963’te sıkıntılar yaşandığını söyleyen Günay Çerkez, AB’nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile Kıbrıs Türk topluma bir ayrıcılık tanımadığına, sadece hakkımız olanı vereceğine vurgu yaptı. AB toprağında AB vatandaşı olan Kıbrıslı Türklerin direkt olarak ürettikleri malları AB’ye satabilmesinin en doğal hakları olduğunu ifade eden Çerkez, AB’nin bu konuda ciddi çelişki içinde olduğunu belirtti.
Çerkez, devlet, hükümetler, STK’lar, meslek örgütleri olarak bugüne dek lobi faaliyetlerinde başarılı olunamadığını ifade eden Çerkez, AB Parlamentosu’nun 27 ülke ve her ülke için 7 ayrı siyasi partinin temsil edildiği bir yapı olduğunu, K.K.T.C Meclisi’nde yaşanılan sorunlar düşünülürse AB’nin neden hantal olduğunun anlaşılacağını kaydetti.

‘Rum hükümeti Alman lobi şirketi tuttu’
Günay Çerkez, K.K.T.C Brüksel Temsilcisi Ahmet Erdengiz’in bürokratik sorunlar nedeniyle 8 ay sonra temsilciliğe atanmasından kaynaklanan boşluğu doldurmak için iki yardımcısı ile birlikte günde 6-7 toplantı yaptığını ve son derece faal olduğunu belirtti. Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın 2005’den bu yana Brüksel’de temsilciliği olduğunu fakat Rum tarafının muazzam bir kadro ile lobi faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydeden Çerkez, son Brüksel ziyaretlerinde 200’den fazla Rum’un devlet, hükümet, parti, sivil toplum örgütü temsilcisi olarak Brüksel’de lobi çalışması yaptığına tanık olduklarını, bunun yanı sıra Yunan milletvekillerinin lobi çalışmasına katıldığını, ayrıca Rum hükümetinin Alman bir lobi şirketi ile anlaşarak, Doğrudan Ticaret Tüzüğü aleyhine propaganda yaptığını söyledi.
Çerkez, ayrıca K.T.T.O’nın Brüksel’de olduğu gün AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun BKP Başkanı İzzet İzcan’la çabuk hazırlandığı belli olan, Kıbrıs’ta demografik sorunlarla ilgili bir konferans vererek Oda’nın lobi çalışmasını sulandırmaya çalıştığını düşündüğünü ifade etti. Brüksel’den ayrılmadan önce Rum Dışişleri Bakanı Kiprianu’nun ekibiyle beraber Brüksel’e gelerek Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün geçmesi aleyhine propaganda çalışmalarına katıldığını belirten Çerkez, konuştukları AB yetkilerinin Rum ve Yunan siyasiler tarafından abluka altına alındıklarını ifade ettiklerini de söyledi.
Rumların koordineli ve oldukça profesyonel lobi çalışmalarına karşılık olarak bizim tanınmamış bir ülke olarak lobi faaliyetlerimizin çok kısıtlı olduğunu ifade eden Çerkez, haklı olduğumuzu söylemenin yeterli olmadığını, AB’yi haklı olduğumuz konusunda bilgilendirmek gerektiği üzerinde durdu.

'Taviz isteyecekler diye lobi çalışmalarına Türkiye karışsın istemiyoruz’‘
Sarvan’ın sorusu üzerine lobi çalışmalarına Türkiye’nin karışmasını istemediklerini çünkü Türkiye karıştığı anda Türkiye’den de bir şeyler talep edileceğini, Türkiye’nin herhangi bir taviz vermeden Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün Kuzey Kıbrıs’a verilmesi gereken bir hak olduğunu ifade etti. Çerkez, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’a limanlarını açmasının Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün geçmesine muadil olmadığını da belirtti. Türkiye Cumhurbaşkanı Gül ve Başabakan Erdoğan’ın Güney’e Türk limanlarının açılması karşılığında Kuzey Kıbrıs’ın limanlarının da açılması şekilde eş zamanlı limanların karşılıklı açılmasını talep ettiğini hatırlatan Günay Çerkez, Oda olarak bu görüşe tamamen katıldıklarını belirtti.

‘AB’den yardım istemiyoruz; ticaret yapmak istiyoruz’
Brüksel ziyareti sırasında ‘give us trade, not aid’ (bize yardim değil, ticaret verin) şeklinde bir slogan geliştirdiklerini ve AB yetkililerine Kıbrıs Türk toplumunun hibe yardımlara değil, ticaret yapmaya ihtiyacı olduğunu anlattıklarını söyledi. Yardım almanın gururu kırıcı olduğunu belirten Çerkez, AB’den yardım değil, geri ödemeli, faizli kredi istediklerini çünkü geri ödemeli kredi alan kişinin tembellikten arınarak daha sorumlu hareket ettiğini ifade etti. Çerkez alınan hibelerde geri ödeme olmadığı için ekonomik kriterleri dikkate almadan projeler geliştirilebildiğinden de yakındı.

‘Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün ele alınacağı süreç yarın belli olabilir’
Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün Lizbon Anlaşması yürürlüğe girmesiyle, geçmiş dönemde ele alınmayan tüm Avrupa Komisyonu önergeleriyle birlikte AB Parlamentosu gündemine taşındığını ve önerilen yasal zemin çerçevesinde (AB’nin ortak ticaret politikası çerçevesinde AB’nin üçüncü ülkelerle ticareti düzenleyen 207. Madde) Avrupa Parlamentosu’nun Uluslararası Ticaret Komitesi’ne (INTA) gönderildiğini ve konunun raportörü olarak atanan İtalyan asıllı milletvekili Niccolo Rinaldi’nin çok başarılı ve tecrübeli olduğunu söyleyen Çerkez, buna karşın Rumların baskısıyla tüzüğün İç Pazar veya Hukuk Komitesi’ne sevk edilmesine çalışıldığını, INTA’da 1,5 hafta önce yapılan toplantıda bu komitenin siyasi parti koordinatörlerinin tüzüğün herhangi başka bir komiteye gönderilip gönderilmemesi konusunda karar veremediğini ve bu yüzden de kararı vermesi için konunun AP Başkanlık Divanı’na gönderildiğini söyledi.
Divan’ın Avrupa Parlamentosu’nda yer alan 7 siyasi partinin başkanlarından oluştuğunu söyleyen Çerkez, Yeşiller, Liberaller ve Sosyal Demokratlar olmak üzere 3 parti başkanının tüzüğün Ticaret Komitesi’nde kalmasını savunduğunu; Hristiyan Demokratlarla artık tamamen Rum ve Yunan kontrolüne geçmiş olan Avrupa Birleşik Sol Grubu’nun her şartta aleyhte olacağını söyleyen Çerkez, Sosyal Demokratların ise iki kamp arasında bir nevi arabuluculuk rolü üstlendiklerini gözlemlediklerini belirtti. Çerkez konu hakkında kendi içinde henüz bir oy birliğine varmamış oldukları söylenen öteki iki parti ile de temasların devam ettiğini ve mümkün olduğunca çok Parlamenterin Kıbrıs Türk pozisyonu hakkında bilgilendirildiğini belirtti.

‘Türkçe’nin Güney’de resmi olarak kullanılması için AB’ye, olmazsa AİHM’e başvurulmalı’
Bir diğer soru üzerine, Güney’de hâlâ geçerli olan 1960 Anayasası’na göre Türkçe resmi dil olduğunu anımsatan Çerkez, Türkçe’nin Avrupa Birliği’nden talep edilerek Güney’de kullanılan diller arasına alınması gerektiğini, kabul edilememesi durumunda AİHM’e gidilerek bunun sağlanması gerektiğini söyledi ve geçmiş iktidarı eleştirdi. Taşınmaz Mal Komisyonu’nun kurulması gibi atılacak en az 5-6 hamle olduğunu ama Güney’de Türkçe’nin resmi dil olarak kullanılmaması da dahil bu tür adımların atılmadığını söyledi. Çerkez, Güney’de basılan Euroların arkasında Türkçe Kıbrıs yazdığını ama Yeşil Hat Tüzüğü direktiflerinin sadece Rumca olduğunu ve bundan dolayı zaman zaman ciddi problemler yaşandığını hatırlattı.

‘Güney’de çalışan Kıbrıs Türkler işlerini kaybedebilir’
Sarvan’ın Rum ekonomisindeki ekonomik krizin derinleştiğini, Pontusluların işlerini kaybederek ülkelerine dönmeye başladıklarını belirterek, Güney’deki krizin Kıbrıs Türk ekonomisine ne tür etkileri olacağı şeklindeki sorusunda cevaben Günay Çerkez, en önemli olumsuz etkinin Güney’de çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin işsiz kalmasında yaşanabileceğini, Yeşil Hat Tüzüğü aracılığıyla yapılan satışların 2008’de 7 milyon Euro civarında olduğunu, satışların 2009’da 6 milyon Euro’ya düştüğünü fakat 2010’da aynı rakamın korunacağı düşündüğünü, Rum ekonomisindeki krizin çok daha fazla yıkıcı etkisi olacağını zannetmediğini belirtti.

‘Türkiye’ye kalkınma projesi sunmamız gerekir’
Çerkez Kıbrıs Türk ekonomisinin kendi içindeki krizin çok daha büyük etkileri olduğunu, Kıbrıs Türk ekonomisinin toplumsal sorumluluk, diyalog, verimlilik ve rekabet edebilirlik kriterleri eşliğinde tekrar dizayn edilmesi için önlemler alınması gerektiğini yoksa ekonominin daha kritik bir biçimde krize gireceği uyarısında bulundu. Kamu gelirinin en kötü ihtimalle kamu giderine eşit olması gerektiğini belirten Çerkez, gelişen tüm ülkelerinde kamu gelirinin kamu giderinden daha fazla olduğunu ve gelirin yatırım için kullanıldığını, Kuzey Kıbrıs’ta ise bugünkü bütçemizin % 84’ünden fazlasının maaşlara gittiğini anımsattı. Türkiye’ye bir kalkınma projesi sunarak ve proje için bazı kredilerin alınarak geçiş dönemi yaşanması ve özel sektörün geliştirilerek, kamu sektörünün cazibesinin yitirilmesine çalışılması gereğinin altını çizen Çerkez, Doğrudan Ticaret Tüzüğü geçtiği takdirde bunun bir umut yaratacağını ve insanların yatırıma yöneleceğini belirtti.
Günay Çerkez, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması nedeniyle süt ve tarım ürünleri dışında KKTC’ye vergi koyduğunu, tüzük geçince bu vergilerin kalkacağını ve satışları artacağını da belirtti. Çerkez, son olarak Türkiye’de üretim girdilerinin çok daha düşük olması nedeniyle Türk ürünleri ile rekabet etmenin zor olduğunu ama sorunları aşmak için çaba göstermek gerektiğini ifade etti ve Türkiye’nin yapacağı katkıların özel sektöre yönelmesine çaba gösterilmesini talep etti.


 

 
 
 


 

Bu sitenin tüm hakları Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na aittir.