Geriye Dönüş İçin Tıklayınız
   

16 Eylül 2011 KTTO HEYETİ, ATALAY İLE GÖRÜŞTÜ

KTTO tarafından hazırlanıp, Türkiye Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a sunulan kapsamlı raporda,
* Finansman kaynaklarına erişim kolaylaştırılmalı,
* Rekabet edebilirliğin geliştirilmesi sağlanmalı,
* Türkiye ile ticari ilişkiler geliştirilmeli,
* Konut sektörü canlandırılmalı,

konularına vurgu yapıldı.

Resmin büyüğü için tıklayınızTürkiye’nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, KKTC’deki temasları sırasında Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) yetkilileriyle 16 Eylül akşamı bir araya geldi.
TC-KKTC arasındaki ekonomik ilişkilerin ele alındığı toplantıya TC Lefkoşa Büyükelçisi Halil İbrahim Akça da katıldı.
Toplantıda KTTO tarafından hazırlanan ve 4 başlığı içeren kapsamlı rapor Türkiye Başbakan Yardımcısı Atalay’a sunuldu.
Beşir Atalay, sunulan raporların inceleneceğini söyledi.

KTTO’nun, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a sunduğu raporlar şöyle:

KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI’NIN FİNANSMANA ERİŞİMİN KOLAYLAŞTIRILMASINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki yapısal sorunların başında, yatırımlar ve işletmeler için ihtiyaç duyulan sermayenin erişilemez ve pahalı olması gelmektedir. Hiç kuşkusuz Kıbrıs sorununun devamı, ekonominin dışa açık olmaması, işletmelerin uluslararası finans piyasalarına erişimini engellemektedir. Yine Kıbrıs sorunundan kaynaklanan başta mülkiyet ve Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik riski gibi etkenlerden dolayı kredi maliyetleri yüksektir.
Ayrıca, finans piyasalarındaki enstrüman eksikliği, bankalar dışında işletmelerin kaynak yaratmasına yardımcı olacak sermaye piyasası gibi aracı kurumların olmayışı da iş çevrelerinin faaliyetlerini finanse etmekte zorlanmalarına neden olmaktadır.
Ekonomik yapı itibariyle birçok küçük ve orta ölçekteki işletmelerin faaliyet gösterdiği Kuzey Kıbrıs’ta, teminat yetersizliği nedeniyle kaynak erişimi sorunu yaşanmaktadır. Teminat yetersizliğinin başında, 1974 öncesi Rum mülkiyetindeki gayrimenkullerin bugün finans sağlayıcılar tarafından ipotek olarak itibar görmemesi veya bu sebeple düşük değerlemeye maruz bırakılması gelmektedir. Teminat yetersizliği nedeniyle yaşanan kaynak erişimi sorununu aşmaya yönelik olarak 42/2009 sayılı yasal düzenleme ile kurulan Kredi Garanti Fonu, bankaların vereceği kredi tutarlarının maksimum % 60’ına kadar garanti vererek bu riski banka ile paylaşmış olmaktadır. Ancak, bankaların ipotek haklarındaki dezavantajlı konumlarından dolayı söz konusu fon etkin bir şekilde çalışmamaktadır. Şu anki işleyiş şekli ile fonun birinci derecede alacaklı statüsünden dolayı bankalar, garanti tutarı üzerindeki rakamlarda risk almak durumunda kalmaktadırlar.
Hukuki süreçlerin uzun olması, tapu icra ve satış süreçlerinin nerdeyse hiç çalışmaması kredi maliyetlerini artıran önemli bir unsurdur. Mevcut yapı içerisinde yargıya düşmüş alacaklar ile ilgili davaların iyimser yaklaşımla 3-4 yıllık bir süreye yayılmakta ve bu durum Tahsili Gecikmiş Alacaklar durumuna gelmiş banka alacaklarının ne zaman hukuk yolu ile tahsil edileceği yönünde belirsizlik yaratmaktadır. Mahkemede hükmü alınan alacaklarda dahi, ipoteklerin icra yolu ile satışı tapu dairelerinin kendi insiyatifine bırakılmakta ve dairelerdeki tıkanıklıktan dolayı süreç makulün çok ötesinde uzamaktadır. Günümüzde mahkeme hükmü 9-10 sene önce alınarak ipotek satışını tapu dairelerinde bekleyen birçok örneği bankaların portföyünde bulmak mümkündür. Bu durum hem bankaların kredi verme iştahını azaltmakta, hem de verilen kredilerin sorunlu hale gelmesi durumunda çok uzun sürelerde hukuken neticeye bağlanması bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Tahsili imkansız alacaklar ayrıca bankalar tarafından maliyet unsuru olarak değerlendirilerek kredi faizlerine yüklenmekte ve bu sayede işletmelerin borçlanma maliyetleri artmaktadır.
Ekonomik kriz koşullarının en ağır biçimde hissedildiği bu dönemde işletmeler bir yandan piyasalarda yaşanan ciddi nakit sıkıntısı, diğer yandan da talep daralması karşında ayakta kalmakta büyük zorluklar çekmektedirler. Özellikle talep düşüklüğü ve nakit sıkıntısı kıskacında daralan iç piyasanın hareketlenmesi ve piyasaya sıcak para akışının sağlanması için finansman erişiminin kolaylaştırılmasına ilişkin önlemler ivedilikle alınmalıdır. Bu önlemler, işletmelerin banka kredisi kullanmalarını kolaylaştırmayı, ekonomik krizin olumsuz etkilerini azaltmayı, bankaları kredi süreçlerinde cesaretlendirmeyi, motive etmeyi ve ticari kredi hacimlerine ivme kazandırmayı amaçlamalıdır.
İşletmelerin faaliyetlerini daha kolay ve düşük maliyetlerle finanse etmeleri için alınması gerektiğini saptadığımız önlemler şunlardır:

• Başlatılmış olan Türkiye Cumhuriyeti yardımlarının ‘faiz sübvansiyonlarında’ kullanılması uygulamasının fazla sayıda banka aracılığı ile geliştirilerek sürdürülmesi, mikro işletmeler yanında küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin de ihtiyaç duyduğu yatırım ve işletme kredilerini daha fazla kapsayacak ve çok sayıda sektörün (perakendeciler, tedarikçiler gibi) kullanılacağı şekilde genişletilmesi gerekmektedir.

• Borçların geleceğe dönük yeniden yapılandırılması (düşük faizli ve uzun vadeli) sağlanmalıdır.

• Teminat yetersizliği nedeniyle yaşanan kaynak erişimi sorununu aşmaya yönelik kurulan Kredi Garanti Fonu’nun bankalar tarafından aktif olarak kullanılmasına yönelik etkinleştirilmesi sağlanmalıdır. Bu sistemsel pürüzün düzeltilerek bankaların bu fona ilgi duymalarını sağlamak, özel işletmelerin önündeki finansmana erişim problemlerini aşmaya yönelik önemli bir adım olacaktır.

• İhtisaslaşmış mahkemelerin hayata geçirilmesi, yargı ve icra sisteminde düzenlemelere gidilerek alacakların tahsilinin hızlandırılması gibi adımlar, toplamda piyasa riskini düşüreceği gibi, kredi faizlerinin de gerilemesini sağlayacaktır.

• İşletmelerin bankacılık sistemi tarafından da kabul görecek mali tablolar ( kâr-zarar ve iş planı) hazırlama kapasitesinin geliştirilmesi işletmelerin banka kredisi kullanmalarını kolaylaştırmaya önemli katkı sağlayacaktır.

• Türkiye Cumhuriyeti şube bankalarının ekonomiye daha fazla kredi vermelerini sağlayacak düzenlemelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda son zamanlardaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde fon kullanım oranları düşük bankalara daha yüksek disponibilite yükümlülüğü yüklemek doğru yolda atılmış bir adım olmuştur. Bu şekilde disponibilite, zorunlu karşılıklar veya diğer maliyetlerle oynamak suretiyle, bankaların topladıkları mevduatların daha büyük bir kısmının yine KKTC sınırları içerisinde kredi olarak kullandırılması teşvik edilmelidir.

• Karşılık ve disponibilite oranlarının Merkez Bankası tarafından yeniden değerlendirilerek, bankaların ekonomiye daha düşük maliyetlerle kredi vermesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Halen disponibilite tanımı bankaların sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki likit varlıkları kapsamaktadır. Bu kapsamın Türkiye Cumhuriyeti ve diğer ülkelerdeki nakit fonlar ile likit bono ve tahvil gibi menkul kıymetleri de içine alacak şekilde genişletilmesi, bankaların kaynak maliyetlerini azaltacaktır..

• Bankaların mevduat maliyetlerini artıran en önemli unsurlardan biri de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fon pirimi uygulamasıdır. Mevduat faizlerinin %70 seviyesinde olduğu zamanda üç ayda bir %0.25 oranında yatırılan ve yıllık maliyeti %1 oranına tekabül eden Tasarruf Mevduatı Sigorta Fon pirimi, faizlerin %8 seviyesine geldiği 2011 yılında neredeyse yine aynı orandadır. Şu anki uygulamayla 5 ayrı kriter ışığında, başlangıç oranı olan %1 oranından indirim alınması mümkün olup, tüm indirimlerden faydalanılsa dahi yıllık maliyet en az %0.8 seviyesine gelmektedir. Kaldı ki bu indirimlerin hepsinden faydalanmak neredeyse imkansız olup bankaların uygulamadaki Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu prim maliyeti yıllık %0.9’un üzerindedir. Bu maliyet artışı, mevduat ile kredi faizleri arasında oluşan yüksek marjın en önemli unsurlarındandır.

• Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde kurulu yerel bankaların uluslararası finansal piyasalara erişiminin olmaması yerel piyasadaki faiz maliyetlerini yukarıda tutmaktadır. Ayrıca SWIFT gibi uluslararası kuruluşlara üye olamamaları yerel bankaların fon transfer ve dış ticaret işlemlerine aracılığını güçleştirmekte ve müşterilere yansıyan fiyatları yukarıya çekmektedir. KKTC’nin tanınmamasından dolayı, yerel bankalar için SWIFT kodu veya IBAN kodu gibi uluslararası standartlara dahil olabilmenin yolu Türkiye Cumhuriyeti üzerinden mümkün olabilecektir. Bu maksatla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yerel bankalarının Türkiye Cumhuriyeti’nde şube açmalarının kolaylaştırılması için bu bankalara ayrıcalıklı bir uygulama yapılması gerekmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sermayesinin ölçekleri göz önüne alınarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bankalarının Türkiye Cumhuriyeti içerinde daha düşük seviyede sermaye yatırımı ile şube açmalarına imkan kılınması önemli bir adım olacaktır. İlk etapta mevduat kabulü mümkün kılınmasa dahi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kökenli bankaların Türkiye Cumhuriyeti’nde birer finansal şirket kimliği altında var olmaları sağlanarak uluslararası standartlara dahil edilmelerine imkan sağlanması önemlidir. Bu şekilde Kuzey Kıbrıs ekonomisi, kendi imkanlarıyla, Türkiye Cumhuriyeti bütçesine herhangi bir yük getirmeksizin uluslar arası piyasalara erişimini artırabilecektir.

KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI’NIN REKABET EDEBİLİRLİĞİN ARTIRILMASINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi diğer küçük ada ekonomileri gibi ithalata bağımlı bir yapıya sahiptir ve ticarete konu olan birçok mal ithalat yoluyla ülkeye girmektedir. Dolayısıyla ithalat rejimi, dış ticarete etki eden vergi ve taşımacılık politikaları gibi düzenlemeler rekabet edebilirliği doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Ayrıca, gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler ile girdi maliyetleri de rekabet edebilirlik üzerinde etkili olmaktadır.
İthal ürünler üzerinden alınan fon, stopaj ve katma değer vergisi gibi maliyet artırıcı unsurlar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin rekabet gücünü olumsuz etkileyen başlıca unsurlardır. Mal ithalatı esnasından tahsil edilen vergiler piyasaya pahalılık olarak yansımakta ve tüketicinin alım gücünü ve refah seviyesini geriletmektedir. Güney Kıbrıs’a geçiş kapılarında denetim ve uygulamaların sistematik olmayışının da etkisiyle meydana gelen kayıt dışılıktaki artış ve tüketimin Güney Kıbrıs’a kayması da hem orta ve uzun vadede devlet gelirlerinde düşüşlere hem de haksız rekabete neden olmaktadır.
Özel şirketlerin ödediği kurumlar vergisinin ve kurumsal yapının bir parçası olan kâr (temettü) dağıtımı sırasındaki vergilendirmenin Türkiye ve Güney Kıbrıs göre yüksekliği de şirketlerinin rekabet edebilirliğini olumsuz etkilemektedir. Bu durum, öz sermaye ve işletme sermayesi zayıf olan işletmelerin finansal yapılarını güçlendirmelerine engel olurken, büyüyüp güçlenme süreçlerini de zayıflatmaktadır.
Rekabet edebilirlikte ortaya çıkan en önemli dezavantajlardan biri de navlun ücretleridir. Hava ve deniz ulaşımında doğrudan seferlerin olmayışı yüklerin, Mersin aktarmalı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti limanlarına taşınmasını getirmekte ve aktarmanın yarattığı ilave yükleme-boşaltma maliyetleri de navlun maliyetlerini artırmaktadır. Ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası taşımacılık ağlarına bağlı olmayışı sonucu ülkeye gelen konteynerlerin boş olarak geri iadesinin maliyeti de ilave olarak ücretlere yansımaktadır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde enerji fiyatlarının Türkiye ve Güney Kıbrıs’a göre yüksek olması da mal ve hizmet üretim maliyetlerini artırmakta ve tüm sektörlerin, rekabet edebilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir.
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni rekabet gücü yüksek mukayeseli avantaja sahip ülke konumuna getirmek için alınması gerektiğini saptadığımız önlemler şunlardır:

• 2011 yılı sonuna kadar bir geçiş dönemi uygulamasına gidilerek, bu dönemde stopaj vergisi üst limitinin % 2 olarak belirlenmesi ve bu dönem sonrasında da stopaj vergisinin tamamen kaldırılmasıdır. Bu oranlarla ilgili de değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kurulu’na ait olup, sorunun alınacak bir kararla çözümlenmesi imkanı bulunmaktadır. Ayrıca devletten KDV alacağı olan firmaların, iade edileceği kesinleşmiş stopajlarına mahsup edilme imkanının Maliye Bakanlığı’nca yapılacak bir düzenleme ile uygulamaya sokulması da son derece yerinde olacaktır.

• Türkiye ve Güney Kıbrıs gibi rekabet ettiğimiz ülkelere göre yüksek KDV oranları ciddi bir rekabet dezavantajı ile karşılaşılmasına neden olmaktadır. Örneğin Türkiye’de 2006 yılında %10 oranında yapılan KDV indirimi ile konfeksiyon, ayakkabı ve bazı gıda ürünlerinde KDV oranı %8’e çekilmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ise konfeksiyon, ayakkabı ve bazı gıda ürünlerinde (örneğin çikolata, patates çipsi, donmuş patates, meşrubatlarda ve meyve sularında) %10 KDV oranı uygulanmaktadır. Güney Kıbrıs ile kıyaslandığında ise kozmetik ürünlerinde, alkollü içkilerde ve tütün ürünlerinde %15 KDV oranı uygulanırken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu ürün grupları için KDV oranı %20 olarak uygulanmaktadır. KDV oranlarının rekabet gücümüze katkı yapacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.

• Güney Kıbrıs’a Avrupa Birliği ülkelerinden ithal edilen malın KDV’si ithalatın gerçekleşmesi ardından 3 ay sonra yatırılırken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinden ithal edilen malların KDV’si gümrük hattından geçildiği anda (gümrük girişinde) peşin olarak ödenmektedir. KDV Yasası’nın 38. Maddesi’nde yapılacak değişiklikle ithal edilen malların KDV’sinin satışın gerçekleşmesini izleyen 90 gün içinde ödenmesine imkan sağlaması ithalat maliyetlerini düşüreceği gibi nakit finansman maliyetlerini de olumlu yönde etkileyecektir.

• Fonların kaldırılması için yoğun bir çaba sarf eden Odamız, hükümetin yakın bir zamanda bazı gıda ürünlerindeki fon oranlarını düşürmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmekle birlikte, yeterli bulmamaktadır. Fon uygulamaları ile ilgili alınan bu olumlu karar diğer ürünler için de genişletilerek sürdürülmelidir. Çağdaş ekonomi anlayışında yerli üretimin desteklenmesi ithalata fon koyup, ithal ürünleri pahalılaştırarak değil, üreticileri üretim, pazarlama ve dış satım süreçlerinde sınırlı bir süre doğrudan destekleyip, yerli ürünleri ithal ürünlerle rekabet edebilir seviyelere getirmekle mümkün olabilir.

Şirketlerin net kazançları üzerinden hesaplanan % 10 oranındaki kurumlar vergisi yükseltilmeden (ayni oranda bırakılarak), kurumlar vergisi kesildikten sonra kalan net kâr üzerinden kesilen % 15 oranındaki stopaj kaldırılmalıdır. Temettü dağıtmayıp net kârını sermayeye aktaran şirket bu durumda stopaja tabi olmayacaktır. Temettü dağıtımı için de tek bir oranda ve kesin vergi sayılacak bir stopaj da uygulanabilecektir. Kârın temettü olarak dağıtılması durumunda, 3/2003 Sayılı Gelir Vergisi (Değişiklik No:2) Yasası ile Gelir Vergisi Esas Yasa’sının, 32’nci maddesinin (7)’nci fıkrası ile halka açık şirketlere yapılan uygulamanın özel şirketlere de aynen uygulanması gerekmektedir. Eğer yeni bir düzenleme yapılacaksa temettü geliri alan gerçek kişinin aldığı temettü üzerinden bağımsız olarak daha makul bir şekilde vergilendirilmesi gerekmektedir.

• Türkiye’den yapılan ithalatlarda Mersin aktarma bedellerinin Türkiye Cumhuriyeti tarafından karşılanması perakende piyasalarda Güney Kıbrıs’la rekabet edebilirliğin artırılmasına önemli katkı yapacaktır.

• Enerji verimliliği sağlanarak fiyatları aşağı çekebilecek ve sektörde serbest rekabeti sağlayacak ancak bağımsız denetleme kurullarınca kontrol altında tutulabilecek bir enerji piyasasının oluşması gerekmektedir. Bu düzenlemeler ile eş zamanlı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi de büyük önem arz etmektedir.

• Askeri kantinlerin sadece askeri kışlalar içinde hizmet vermesi için gerekli düzenlemelerin yapılması hem bütçenin vergi kayıplarına hem de haksız rekabetin önlenmesine önemli katkı yapacaktır.
Yukarıda saydığımız önlemler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin özellikle turizm, eğitim ve inşaat alanında ve bu üç sektörü destekleyen başta ticaret olmak üzere tarım ve imalat sanayi olmak üzere diğer sektörlerde de gelişimi beraberinde getirecek olup kısa süreli gelir kayıpları tüketimin büyümesi ve rekabet gücünün artırılması ile fazlasıyla karşılanacaktır.

KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI’NIN TÜRKİYE İLE TİCARİ İLİŞKİLERİN GELİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Türkiye’ye Mal İhracatı

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında yapılan Kıyı Ticareti Antlaşması kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üretilen ve yüzde 100 yerel girdi ihtiva eden tarımsal gıda ürünleri ve yüzde 40 yerel girdi ihtiva eden diğer sanayi ürünleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’na bağlı Ticaret Dairesi’nden alınan Kıyı Ticareti Belgesi, Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından alınan Menşe Belgesi ve Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği’nden alınan onay ile Türkiye’ye hiçbir vergi ödemeksizin ihraç edilebilmektedir.

Kıyı ticareti kapsamında yer alan ürünlerin Türkiye’ye ihracatında sağlık, standart ve kalite kontrolü ile ilgili uygunluk belgeleri de aranmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hem Türkiye’ye hem de Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere ihraç ettiği başlıca ürünler arasında yer alan tarım ve gıda sanayi ürünlerinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sağlık belgelerinin Türkiye Cumhuriyeti limanlarına girişte kabul edilmemesi ve tekrardan incelemeye alınması ihracatçının maliyetlerini artırdığı gibi bazı durumlarda teslimatların da öngörülen zamanlarda gerçekleşmesini engellemekte ve ihracatçıları zor durumda bırakmaktadır.

Ayrıca, gerek Türkiye’ye gerekse Türkiye üzerinden üçüncü ülkelere yapılan ihracatlarda analiz ücretlerinin küçük partilere bölünmesi maliyetleri yükseltmektedir.

Bu konularda Türkiye Cumhuriyeti ile işbirliği içerisinde alınması gerektiğini saptadığımız önlemler şunlardır:

• Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devlet Laboratuarları’nın akreditasyonu için başlatılan çalışmaların en kısa sürede tamamlanması

• Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında 2 Temmuz 2005 tarihinde imzalanan “Gıda ve Tarım Ürünleri Dış Ticaretinde Gıda Kontrol ve Laboratuarlar İşbirliği Protokolü”ne göre patates ve narenciye ürünlerinin Türkiye’ye ihracatında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devlet laboratuarının yapacağı pestisit (protokol kapsamında yer alan pestisitler için) analiz raporlarının Türk Gıda mevzuatına uygun olması ve sağlık sertifikası ekinde yer alması durumunda, Türkiye’de yeniden analiz yapılmayacağı belirtilmektedir. Bu protokolün etkin olarak çalıştırılması

• Nematot gibi bitki hastalıkları için analizler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılamamaktadır. Bu konuda gerekli teknik ve fiziki altyapının geliştirilmesi için gerekli katkının yapılması

• Ürün analiz maliyetlerin düşürülmesi ve sürelerin kısaltılması için gerekli düzenlemelerin yapılması

• Tarım ürünleri ihracatında standart uyumunun sağlanması ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde zirai karantina vb. denetimlerin yapılmasına ilişkin yasal prosedürün oluşturulması çalışmalarının tamamlanması

• Ürün standartlarına uygunluğun, uyumun ve bu ürünlerin ihracatının denetimine ilişkin yasal prosedürlerin düzenlenmesine yönelik çalışmalarının tamamlanması

• Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkililerinin (ilgili kamu ve sivil toplam) Türkiye’deki prosedür ve mevzuatlar hakkında düzenli olarak bilgilendirilmesi

• İhracatçılara yönelik ihraç edilecek ürüne göre alınması gerekli belgeler, yapılması gerekli işlemler, gümrük işlemleri aşamaları vb. konuları kapsayacak bilgilendirici dokümanlar hazırlanması, bunların elektronik ortamda da sunulması ve düzenli olarak güncellenmesi

Kıyı Ticareti Antlaşması kapsamında yer almamasına rağmen Türkiye’ye pazarına ihraç edilebilme potansiyeli olan ürünler vardır. Örneğin işlenmiş et ürünleri ihracatında gerekli altyapı ve bağlantılar hazır olmasına rağmen söz konusu ürünler Kıyı Ticareti kapsamında yer almamaktadır. Bunun yanında bazı şekerli ürünlere yüzde 100 yerel girdi ihtiva etme koşulu arandığı için antlaşma kapsamında yer alan ve ihracat potansiyeli olan meyve suyu gibi ürünlerin ihracatında sıkıntılar yaşanmaktadır. Önerimiz, Kıyı Ticareti Antlaşması kapsamının ihracat potansiyeli olan ürünleri kapsayacak şekilde genişletilmesidir.

KKTC’den TC’ye rakı ihracatı yapılmasına ilişkin olarak da ilgili mevzuatta değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda Türk Gıda Kodeksi’nin 2005/11 sayılı Tebliği Madde6 (2)ci fıkrasında yer alan üretim yeri tanımlamasında tadilat yapılarak “Türkiye” yanında “KKTC”nin de ilave edilmesi ile TC’ne rakı satışı için fırsat sağlanmış olacaktır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Türkiye’ye Kargo Taşımacılığı

İçerisinde ticari veya gayri ticari nitelikte (dosya, evrak, kitap, yiyecek ve numune gibi) eşya bulunan paket, koli, poşet vb. gönderiler kargo taşımacılığı ile Türkiye’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sorunsuz olarak gelebilmektedir.

Ancak, içerisinde evrak, dosya, ve kitap gibi eşya bulunan küçük paket ve poşetler dışındaki gönderiler kargo taşımacılığı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Türkiye’ye gönderilememektedir. Özellikle, ticari nitelikte olup Türkiye’den ithal edilen ancak evsafına uygun olmayan ve geri gönderilmek istenen emtiaların (mini bilgisayar ve elektronik cihaz gibi), Türkiye’ye ihracat öncesi gönderilmek istenen numunelerin ve küçük yedek parçaların kargo taşımacılığı ile Türkiye’ye gönderilememesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti firmalarının hizmet kalitesi ve etkinliğini olumsuz yönde etkilerken, maliyetlerini de artırmaktadır.

Önerimiz, Türkiye ve KKTC arasındaki kargo taşımacılığının mütekabiliyet esası temelinde karşılıklı olarak gerçekleşmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.

Türkiye’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Kargo Taşımacılığı

Üçüncü ülkelerden ve Avrupa Birliği ülkelerinden varış adresi Ercan veya Gazimağusa olan mallar Türkiye gümrüklerinde ve postanelerde (İstanbul Topkapı Postane ve Adana Havalimanı gibi) işleme tabi tutulmakta, gümrükleme muamelesi yapılmakta ve KKTC’ye aktarma için yeniden ücret talep edilmektedir. Bu muamele KKTC firmalarının maliyetlerini artırmakta ve malların KKTC’ye varışlarında gecikmelere neden olmaktadır. Önerimiz, bu malların gümrük muamele işlemlerine tabi olmadan varış adresine ulaşması için gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.

Çifte KDV Uygulaması

Türkiye’den yapılan ithalatlarda Türkiye’deki bazı firmalar ihracatçı olmadığı için KDV’siz fatura kesememektedir. Önerimiz, 3065 Sayılı Yasa ile yurtdışına KDV’siz kesilen fatura çıkış limanları listesine Taşucu ve Mersin limanlarının da eklenerek ve sadece üretim yapan firmaların değil, ticaret yapan firmaların da kabul görmesinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.

Türkiye’den Gelen Sertifikalı Ürünler

Türkiye’den gelen ve sağlık, standart ve kalite kontrolü ile ilgili uygunluk belgeleri olan ürünler için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir çok evrak istenmektedir. Önerimiz, uygunluk belgeleri tamam olan ürünlerin yeniden işleme tabi tutulmaması için gerekli düzenlemelerin yapılmasıdır.

KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI’NIN KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ KONUT SEKTÖRÜNÜ YENİDEN CANLANDIRMAK VE ÖZELLİKLE TÜRKİYE PİYASASINA AÇMAK İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEMLERE İLİŞKİN ÖNERİLERİ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti konut sektörü, dünya ekonomisindeki gelişmeler ile 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Türkiye’de hükümet olması ile birlikte başlatılan ‘Kıbrıs sorununda çözümü arayan taraf olma’ politikası ve Annan Planı’na ‘evet’ denilmesinin etkisi altında büyük bir gelişme göstermiştir. 2003-2006 yılları arasında devam eden bu genişleme sonunda çok sayıda konut, başta İngiliz yurttaşları olmak üzere yabancılara ‘ikinci ev’ olarak satılmıştır. Ne var ki, daha sonraki ekonomik ve siyasal gelişmeler bu sektörde büyük bir durgunluğa neden olmuştur. Dünya ekonomisindeki olumsuz gelişmelerin yanı sıra, Orams Davası olarak bilinen dava sonunda Avrupa Adalet Divanı’nın verdiği karar bu süreçte büyük bir rol oynamıştır. İngiltere’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yatırımları bulunan Garry Rob isimli yurttaşını Güney Kıbrıs’a iade etmesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki yatırımları nedeniyle Kıbrıs Rum mahkemelerinde yargılanmasına olanak sağlaması, bu olumsuzlukların bir süre daha devam edeceğini göstermektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, yabancılara satılmak üzere inşa edilmiş veya inşaatına başlanmış 12-14 bin konut olduğu hesap edilmektedir. Bu konut stokunun özellikle Türkiye pazarında değerlendirilmesi, atıl durumda olan ciddi bir kaynağın KKTC ekonomisine yeniden kazandırılması ve ayni zamanda kamu maliyesine çok ciddi boyutlarda kaynak sağlanması sonucunu doğuracak; bu arada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi yeni bir ivme kazanacaktır.

Bu konuda alınabilecek önlemlerin şunlar olduğu düşünülmektedir:

Satış Öncesindeki İmar Sorunları

• Kat irtifakı yasasının tam anlamı ile yürürlüğe girmesi: Bu konuda yasa geçirilmiş olmasına karşın, ilgili tüzükler hazırlanmamış ve yasa tam anlamı ile uygulamaya sokulmamıştır. Bu uygulamanın başlatılması ile alıcılara ‘kat koçanı’ verilebilecek veya satış sözleşmelerinin Tapu Dairesi’ne kaydettirilmesi ile alıcılara belli bir güvence sunulması mümkün olacaktır.

• Taksitli satışlardaki ipotek sorunlarının önlenmesi: İpotekli arazilerde uygulanan projelerin banka ile birlikte yürütülmesi sağlanmalıdır. Bunun için gerekli yasal düzenlemeler en kısa zamanda yapılmalı ve müteahhitler ile bankalar bu konuda yükümlülük altına konulmalıdır. Bu gibi durumlarda satış sözleşmesinin müteahhit ve banka tarafından müşterek imzalanması üzerinde durulmalıdır.

Satış İzni Alınmasının Önündeki Engeller

• Güvenlik soruşturmalarının süresinin kısaltılması: Üçüncü uyrukluların ‘güvenlik soruşturmaları’ süratle yapılırken, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının güvenlik soruşturmaları Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği kapsamına alınarak Türkiye bürokrasisinde sağlanan iyileştirmeden yararlanılabilir ve Türk vatandaşlarına Türkiye’de alışkın oldukları gibi çok kısa süre içinde tapu verilebilir.

• Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları da dahil olmak üzere bütün yabancı uyrukluların Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde tek bir konut alma hakkı bulunmaktadır. Bu kısıtlama ilk etapta Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları bakımından kaldırılabilir ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının adada yatırım amaçlı olarak ikinci bir konut almalarının önü açılabilir.

Satış Sonrası Tapu İşlemlerindeki Gecikmeler

• Tapu Dairesi’nin ihtiyaçlarının karşılanması: Tapu Dairesi’nin elektronik ortama geçilmesi için çalışıldığı bilinmekle birlikte bu çalışmanın nasıl yürütüldüğü, sağlıklı olup olmadığı, ne zaman sonuçlanmasının planlandığı ve sonuçlarının ne olacağı konusunda açıklık yoktur. Bu konu yakın takibe alınarak, görevler zaman çizelgesine bağlı olarak gerçekleştirilmelidir.

• Tapu harç ve vergileri yatırıldığı zaman tapu işlemlerinin ayni gün içinde tamamlanması için gerekli idari önlemlerin alınması gerekmektedir. Bunun sağlanamaması durumunda, harç ve vergiler tapu hazır olduğu zaman tahsil edilmeli ve böylece tapu kaydının yapılmasını çabuklaştırmak için yeni bir zorlayıcı önlem hayata geçirilmelidir.

Finansman Sorunları

• İpoteğe dayalı konut kredilerinin yaygınlaştırılması: Projelendirme aşamasında yaşanan sorunlar aşıldıkça ve Kat İrtifakı Yasası uygulandıkça bankaların bu konuda daha rahat olabilecekleri düşünülmektedir. Bu tür kredileri yaygınlaştırabilmek için bankalar tarafından talep edilen yasal düzenlemeler de süratle yapılmalıdır.

• Türkiye ile imzalanmış Yatırımların Garanti Edilmesi Anlaşması Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bilgisine getirilerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde farklı orijinlere sahip mülkleri almalarının sakınca oluşturmayacağı anlatılmalıdır. Benzer şekilde, bu anlaşma Türkiye Cumhuriyeti kökenli bankalar ile de paylaşılarak, bu alanda kredi verirken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti koçanlarını ayrım yapmadan ipotek olarak kabul etmeleri sağlanabilir.

Pazarlama Sorunları

• Yurtdışı fuarlara katılmanın teşvik ve subvansiye edilmesi.

• Türkiye’de kamusal yayın yapan iletişim araçlarında programlar yapılmasının teşvik edilmesi.

• Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve İstanbul Ticaret Odası gibi büyük Ticaret Odaları öncülüğünde ve onların kaynakları bir tanıtım atağının yapılması.

 

 
 
 


 

Bu sitenin tüm hakları Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na aittir.